11 Mayıs 2026 Pazartesi

Kapalı Kapıların Önünde

Dilek'in Gece Defteri / I


Gece notu:

Kabullenmek bazen vazgeçmek değil, kendini dinlemektir.


Biliyor musun; insan bazı duyguları kimseye söyleyemez. Söylese eksik kalır, söylemese içi ağırlaşır.

Ben de seninle ilgili duygularımı, ne tam içimden atabildim, ne de birine anlatabildim.

Bu yüzden bu satırlar sana değil aslında, kendime yazılmış sessiz bir kabul gibi.

Sana giden yolların kapalı olduğunu ben değil, kaderin kendisi çoktan ilan etmişti.

Ama yine de insan, kapalı bir kapının önünde uzun uzun bekleyebiliyor; belki bir mucize olur da kilit kendiliğinden açılır diye.


Sen hiçbir zaman benim olmadın; bunu en başından beri biliyordum. Ama insanın bilmesi ile kalbinin anlaması aynı şey değilmiş.

Kalbim hep biraz gecikiyor hayata; seninle ilgili olan her şeyde bu gecikme daha da belirginleşiyor.

Ben seni sevmekten hiç utanmadım, ama senin bilmeden verdiğin acıları da hiç kimseye yüklemedim.

Gururlu bir insanım evet; fakat gurur dediğin şey, gece olduğunda dağılan bir sis perdesi gibiymiş meğer.

Gündüz güçlü durdum, ama geceleri kendi içimde dağıldım çoğu zaman.

Bu da itirafım olsun.

5 Mayıs 2026 Salı

Sığ Mekânlar

Hayat içinde gülmenin tamamlayıcılığını, ancak kaybedince anlar insan.

Bazı deneylerde, epey bir süre insansızlığa ve karanlığa maruz kalanlarda nerede kaldığını unutma hali gözlemlenmiş. Aklın sağlamlığı, muhatap olunan yoksunluğa direkt temas edince, istemsiz bir şekilde ruhi ve kişisel değişimler, tedbirlere rağmen bizden götürdüğü hatıralar ve yaşam hafızası ile karşı karşıya kalıyoruz.

Temiz bir kova suyun sıcak bir odada bırakıldığında gittikçe buharlaşıp bulanıklaşması gibi; kirletilip içini azaltan bir kapatmaya yönelik ister istemez küçülüyorsun.


İnsanların gülüşünün azalması, içine sarıldığın bir yalnızlaştırma, ekonomik eşitsizliğin günbegün orta gelirli insanları hayatın içinde mağlup etmesi gibi bitmeyecek; belli ki artacak bir karanlık dönemle yaşamaya alıştırıldık.

Hemen hemen herkes içi boşaltılmış tanımlar içinde mutlu olmak için birbirine sarılsa da gecenin karanlığı ve sürekliliği ağır basınca içinde bulunduğun nefesi zorlayan tütsülenmiş yaşamın ağır kokusuna muhatap olarak yaşıyorsun.

Bu hissedilen ve arada ayakta kalma telaşında görmezden gelinen büyük gerçek, insanın sabrını azaltıp olmayan öfkesini "yaşar" hale getiriyor.