Hayat içinde gülmenin tamamlayıcılığını, ancak kaybedince anlar insan.
Bazı deneylerde, epey bir süre insansızlığa ve karanlığa maruz kalanlarda nerede kaldığını unutma hali gözlemlenmiş. Aklın sağlamlığı, muhatap olunan yoksunluğa direkt temas edince, istemsiz bir şekilde ruhi ve kişisel değişimler, tedbirlere rağmen bizden götürdüğü hatıralar ve yaşam hafızası ile karşı karşıya kalıyoruz.
Temiz bir kova suyun sıcak bir odada bırakıldığında gittikçe buharlaşıp bulanıklaşması gibi; kirletilip içini azaltan bir kapatmaya yönelik ister istemez küçülüyorsun.
İnsanların gülüşünün azalması, içine sarıldığın bir yalnızlaştırma, ekonomik eşitsizliğin günbegün orta gelirli insanları hayatın içinde mağlup etmesi gibi bitmeyecek; belli ki artacak bir karanlık dönemle yaşamaya alıştırıldık.
Hemen hemen herkes içi boşaltılmış tanımlar içinde mutlu olmak için birbirine sarılsa da gecenin karanlığı ve sürekliliği ağır basınca içinde bulunduğun nefesi zorlayan tütsülenmiş yaşamın ağır kokusuna muhatap olarak yaşıyorsun.
Bu hissedilen ve arada ayakta kalma telaşında görmezden gelinen
büyük gerçek, insanın sabrını azaltıp olmayan öfkesini "yaşar" hale
getiriyor.
