5 Mayıs 2026 Salı

Sığ Mekânlar

Hayat içinde gülmenin tamamlayıcılığını, ancak kaybedince anlar insan.

Bazı deneylerde, epey bir süre insansızlığa ve karanlığa maruz kalanlarda nerede kaldığını unutma hali gözlemlenmiş. Aklın sağlamlığı, muhatap olunan yoksunluğa direkt temas edince, istemsiz bir şekilde ruhi ve kişisel değişimler, tedbirlere rağmen bizden götürdüğü hatıralar ve yaşam hafızası ile karşı karşıya kalıyoruz.

Temiz bir kova suyun sıcak bir odada bırakıldığında gittikçe buharlaşıp bulanıklaşması gibi; kirletilip içini azaltan bir kapatmaya yönelik ister istemez küçülüyorsun.


İnsanların gülüşünün azalması, içine sarıldığın bir yalnızlaştırma, ekonomik eşitsizliğin günbegün orta gelirli insanları hayatın içinde mağlup etmesi gibi bitmeyecek; belli ki artacak bir karanlık dönemle yaşamaya alıştırıldık.

Hemen hemen herkes içi boşaltılmış tanımlar içinde mutlu olmak için birbirine sarılsa da gecenin karanlığı ve sürekliliği ağır basınca içinde bulunduğun nefesi zorlayan tütsülenmiş yaşamın ağır kokusuna muhatap olarak yaşıyorsun.

Bu hissedilen ve arada ayakta kalma telaşında görmezden gelinen büyük gerçek, insanın sabrını azaltıp olmayan öfkesini "yaşar" hale getiriyor.


Etrafımda ne zaman, yaşadığı hayata öfkeli insan görsem sakin sakin dinler, onun çaresiz haykırışı için ne yapabilirim diye düşünürüm. Yüksek ses, umulan bir görülme hali olarak tanımlı etrafımızda. Kimsenin birbirini görecek hali yok sanki. Aslında dar mekânlarımıza sığınmak, hayata sarılmak, dört ayaklı dostlarımızı içimize sarıp mutluluğu onlarla en eşit olduğumuz bir sessizlikte varlığımızı korumak için yaşıyoruz.

Hepimiz hayatta kalmanın içinde savaşırken sözde yarışmalara, çoğu içi boş televizyon programlarına, kadının ezildiği ve kötülüğün kazandığı dizilere yaşamı ve zamanı satıyoruz. Birileri bizim için düşünüyor. Artık senin merak ettiğine değil, sana önerilene bel bağladığın bir zamana teslimsin.

Sanki iplerle oynatılan sen değilmişsin gibi, bir de senin bilgilerinle sözde sana pusula görevi yapan bir dijital çağın bilinmez ve sonsuz görünen kısıtlı çuvalına misafir gidiyorsun her boş anında.

Bazı "fişleri" üretmek adına çekmek zorunda kalmak ve bu zararlı ışık patlamalarını göze girmeden kırmak gerekiyor. Savunma mekanizmalarımız çok ilkel hâlâ. Duygusal hafızayı ufak bir şeker vererek kandıran canlandırma eski fotoğraflar dışında; iyiye kullanılan çok az alan var yeni hayatımızda.

İş yükünü hafifletmenin bir tembelliğe dönüştüğü, ezber stok dataların saniyeler içinde hayatı kolaylaştırdığı bir dönemde insan beyni sadece iyi soru sormak için yaşayan bir canlı olmayı nasıl benimsedi?

Hayat; iyiliğe ve insana değil, birçok robot kafalı kötülüğe hizmet ettirilmeye çalışılıyor.


Oysa biz kokuları hafızada kalan çiçeklerin, eşsiz dokuların, tarih kokan sokakların, duygu ile coşan hatıraların, merak, empati, yaşanmışlık içinde var olmuş insanların yarınlarıydık.

Hâlâ gözümüzü gönlümüzü dolduran güzel duyguların yanımızda yürümesinden mutluluk duyan, böreğe kıracağı eksik yumurtayı komşusundan alan, birinin üzüntüsünden üzüntü, mutluluğundan mutluluk duyan, içindeki insanı vicdanın ve eşitlik duygusunun açtığı yolda yürüten insanlar var.

Ne mutlu ki insan, yaşanmış kötü tecrübeleri hafızada tutmaz, iyilikleri ise hiç unutmaz.

Güzel günlerin ve güzel insanların o tatlı hayata yeniden kavuşacağını hep birlikte göreceğiz.

 

Giorgitsamou


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder