Sabah olurken, yeni bir günle başlar hikâyemiz. Ya masmavi
gökyüzünde parlayan güneş ya da efil efil esen rüzgârla birlikte yağan yağmur
damlaları müjdeler mutlu bir günü; neşeleniriz.
Sabah olurken filizlenir gecenin karanlığına gömdüğümüz ümitler.
Aşılması zor bir dağın ardında bizi bir çırpıda bekler kurduğumuz hayaller.
Dünyanın yolu bir arpa boyu görünür yine ve her gülümsemeyle biraz daha kısalır
mesafeler.
Sabah olurken, biz yenileniriz, inceden ufka bakar gözlerimiz ve
bir yanımız derya deniz.
Ve sonra; yavaş yavaş beliriverir gerçekler...
O kısacık süre, arzu edilen hayatın özetidir işte.
Hafızanın tazelenmeye başlamasından önceki andır hep yaşanmak
istenen; bilinçaltının henüz çalışmaya başlamadığı o uyku mahmurluğunda, hiçbir
şey düşünülmeyen, sabahın olduğunu henüz öğrendiğimiz, yorganı üstümüzden
kaldırmaya karar verdiğimiz vakte kadar geçen o kısa zaman.
Ve sabah olur sonra, yenilenen ve yinelenen bir güne başlarken;
aslında hiçbir şeyin bir öncekinden farklı olmadığını anlarız.