
Kitapların okunduktan sonraki yapılan yorumlarını çok dikkate alıyorum. Kitabın içinde yaşıyor o kişi, o yoldan yürüyor, manzaralarını seyrede seyrede yolculuğunu tamamlıyor. Yolculuk tamamlandıktan sonra da neler gördüğünü anlatıyor size. O yolculuğu, okuyan kişiden, oraya gidecek yolu öğreniyorsunuz, aynı manzaraya başka açılardan bakıyorsunuz ama, aynı manzaraya aynı açıdan bakacak ya da bakmış da olabiliyorsunuz. Herkes aynı şeyi anlayabilir, yeter ki birbirinin deneyimlerine, yürüdüğü yola kulak versin.
Stefan Zweig, Kendileriyle Savaşanlar'da, üç büyük dehanın ruhlarına inerek kendilerinin yaşarken anlatamadıklarını kitaba öyle bir dökmüş ki, onların ruhunu kalemine sığdırmış sanki. Şairliğinin hak ettiği değeri görmeden yaşamına veda eden Hölderlin'in hassas ruhunu anlatırken, Hölderlin'in şiirlerini yazdıktan sonraki yaralanmışlığına değiniyor. Yüksek bir yerden düşen kırılgan bir cam gibi... Hölderlin'in haykırışını da ekliyor zweig, "Bakın, bir insanın yenik düştüğü en büyük savaşından biri budur," der gibi:
"Susuyorsun ve sabrediyorsun, zira seni anlamıyorlar,
Ey asil varlık! Toprağa bakıyorsun ve susuyorsun
O güzel günde, zira ah! Beyhude
Arıyorsun sana yakın olanları gün ışığında...
Büyük narin ruhların hiç bulunmadığı yerde."
Stefan Zweig, Kendileriyle Savaşanlar'da, üç büyük dehanın ruhlarına inerek kendilerinin yaşarken anlatamadıklarını kitaba öyle bir dökmüş ki, onların ruhunu kalemine sığdırmış sanki. Şairliğinin hak ettiği değeri görmeden yaşamına veda eden Hölderlin'in hassas ruhunu anlatırken, Hölderlin'in şiirlerini yazdıktan sonraki yaralanmışlığına değiniyor. Yüksek bir yerden düşen kırılgan bir cam gibi... Hölderlin'in haykırışını da ekliyor zweig, "Bakın, bir insanın yenik düştüğü en büyük savaşından biri budur," der gibi:
"Susuyorsun ve sabrediyorsun, zira seni anlamıyorlar,
Ey asil varlık! Toprağa bakıyorsun ve susuyorsun
O güzel günde, zira ah! Beyhude
Arıyorsun sana yakın olanları gün ışığında...
Büyük narin ruhların hiç bulunmadığı yerde."